Hemen bir kekik kokusu uydurdum uzaktan gelen.
Sonra da ağlayacağım.
—firuzan, parasız yatılı

‎”oysa korku kendi memesini

e m e r e k b ü y ü r ;

nasıl burmalı bu memeyi?
nasıl kurtulmalı
nasıl
nasıl
nasıl
korku-
nun südü olmaktan?”

İçtendi, mesafeliydi.
Samimiyet ile lâubaliliği ne güzel ayırt ederdi.
Bir örnek.
Ankara’dan İstanbul’a gelişlerinden birinde oyun yazarı, çevirmen Sevgi Sanlı’nın evinde oturuyoruz, fotoğrafçı arkadaşımız Cengiz Cıva’yı bekliyoruz.
Bilge’ye dedim ki, “Seni okur ve kitaplarını sever, heyecanla İstanbul’a gelişini bekliyordu, şimdi içeri girer ve birdenbire seni öper, haberin olsun.”
“Tanışıyor muyuz cancağızım” dedi. “Tanışmana gerek yok” deyip konuşmayı kestim.
Zil çaldı, Cengiz Cıva içeri girdi. Bilge’nin bütün duvarlarını yıkıp, “Öpeyim Bilge abi” dedi ve sarılarak öptü.
Bilge’nin yüzündeki şaşkınlık ifadesi çok hoşuma gitmişti.
Ertesi gün buluşup çaylar içildi ve Cengiz Cıva, onu Yedikule Zindanları’na götürdü, fotoğraflarını çekti.
Seçicilik her alanda kendini gösterir, çünkü bir kişilik modelidir.
Bir akşam tanınmış bir pastaneye gittik, dondurma yemeye karar verdi. Ben dondurma yemediğim için cinslerini, türlerini de pek fazla bilmem.
Bilge, istediği dondurma çeşitlerini saymaya başladı, hiçbiri yoktu. Sanırım ancak bu bir tatlı kitabında bulunabilirdi.
Elbette, “Bari onu yiyeyim” demedi. Dondurma yemeden kalktık.
—doğan hızlan, anılarımdaki bilge (hürriyet, 12 Aralık 2010)

“oğlum bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi.”

belini bir ağacın gövdesine veriyor. yel serin değil, sıcak; kokulu. ama derisinde bir sıcaklık var. denizi unutmak iyi değil diyor. sesi kulaklarına ulaşıyor. titrek, ürkek… ürkek daha; ama sesini işitmeğe alışması gerek; sesini, kendisine de olsa, işittirmeğe alışması gerek. —bilge karasu, uzun sürmüş bir günün akşamı günlerden güz mevsim sepya
bir tüy kalemle yazılmış bekler
bir hayat daha olmalı
der gibi kahverengi tonlarda uykularda
der gibi kahverengi tonlarda uykularda
—istanbul hatırası “to look life in the face, always, to look life in the face and to know it for what it is. at last to know it, to love it for what it is, and then, to put it away.”

“to look life in the face, always, to look life in the face and to know it for what it is. at last to know it, to love it for what it is, and then, to put it away.”

wonderfulambiguity:

Martin Munkacsi, The Rent-Barracks, 1923

wonderfulambiguity:

Martin Munkacsi, The Rent-Barracks, 1923

wonderfulambiguity:

Kenneth Josephson, Illinois, 1958

wonderfulambiguity:

Kenneth Josephson, Illinois, 1958

daha güzel yaşam diye bir şey yok. daha güzel yaşamlar ötelerde değil. daha güzel yaşam başka biçimde değil. güzel yaşam burada. taksim alanı’nda. turşu, pilav, simit, çiçek, kartpostal satan, ayakkabı boyayan siyah kalabalık içinde. trafik tıkanıklığından yürümeyen arabalar, egzoz kokusu, alana yayılan sidik kokusu, gözlerimiz, duygularımız önüne açılan bu kara kalabalıktan başka yerde, daha başka biçimde bir güzel yaşam yok. —tezer özlü, çocukluğun soğuk geceleri firsttimeuser:

photo by Sabine Weiss

firsttimeuser:

photo by Sabine Weiss

durmak istemediğim oldukça esintili bir aralıkta duruyor ve artık anlamakta epeyi zorluk çektiğim bu dengelere bakıp biraz yana çekilip, az şöyle durup, biraz sallanarak ayağımı basacak uygun bir yer kolluyorum. —yıldırım türker